Öyküler

Kilisemize katılan bazı üyerimizin hristiyanlığı kabul ediş öyküleri. Öyküsünü okumak istediğiniz kişininin isminin üzerine tıklayınız.

Ali

Elif

Can

 

ALİ

Ne kendi annemim ne de kendi babamın çocuğuyum esasen hayatım insan düşüncesinde iğrençliğin içinde fuhşun esas olduğu bir Makedonyalı bir hayat kadının bir gecelik mesleki ilişkisinin daha sonrasında bunu daha fazla para kazanmak için beni ve ikizimi farklı iki aileye ayrı ayrı satmasıyla başladı. Ben farklı bir ailede büyüdüm ikizimi hiç görmedim, kendi öz annemi hiç bilmem, öz babamı ise bilmemin zaten imkân ve olasılığı dahi yok, tüm bu karmaşanın içinde doğan ben,  beni büyüten ailemin yanında aslında oldukça iyi şartlarda büyüdüm ama yüreğimdeki karmaşa, boşluk, isyan ve neden sorularının oluşturduğu duyguların içinde üniversite yaşamıma kadar geldikten sonra yaşamımda olan tüm iğrençliğin nedenlerini meraklarıyla birlikte tanrıya sorular sormaya başladım, acaba neydi bendeki bu iğrençliğin sebebi, çünkü istemim dışında ben ne kadar istemim dışında farklı bir ilişkiden farklı bir şekilde doğmuş olsam da yüreğimdeki kötülük ve iğrençliğin sebebi bu muydu yoksa başka bir şey miydi.

Temiz olmak yâda olabilmek düşüncesiyle inancıma sarıldım ama ben sarıldıkça inancım bana ihtiyacım olan sevgi yerine daha çok cezalandırma düşüncesiyle birlikte beni gerçekleştirmesi imkânsız olan ibadet ritüellerine doğru itiyordu, işte bu noktadan sonra tanrı ve dinleri beni daha çok çekmeye başladı ilk olarak semavi dinleri araştırmakla başlamalıydım, ilk işim bir İncil edinmek oldu, okumaya başladım ama okudukça beni şaşırtan ve şoka uğratan bazı şeyler karşıma çıktı, bazı şeyler beni sarsıyordu, “Tanrı sevgidir” diyordu, “İsa Rab’dir” diyordu, “Kutsal Yazıların İsa’yla tamamlandığını yazıyordu, en önemlisi ise İsa benim günahlarım için çarmıhta ölmüş ve öldükten 3 gün sonra dirildi ve ölümü yendi diyordu, tüm bunlar ve daha fazlası benim için fazla sarsıcıydı, zor oldu ama tüm bu gerçeklerle karşılaştıktan 9 ay sonra İsa Mesih’i Kurtarıcım olarak kabul ettim. Bundan sonra gökte yıldırımlar çakmadı veya yer yerinden oynamadı ama tanrının kurtarışı ve sevgisiyle birlikte şefkatli sarışı artık her yerimdeydi.

Bundan sonra her şey benim için çok kolay olmadı hayatım çok kolay bir şekilde değişmedi. Tanrıyı tanımak istedim, onu hissetmek ve öğrenmek istedim, bir Hristiyan’dan bir şeyler öğrenmek istedim, bulabildiğim her türlü iletişim yöntemini denedim ama kimseye ulaşamadım, elimden geldikçe her şeyi kendim yaşamaya çalıştım, sonra aradan birkaç yıl geçtikten sonra bir gün Diyarbakır Kilisesinin önderine ulaşmayı başardım. Beni sevgiyle karşıladı, benle görüşebileceklerini söylediler birkaç gün sonra bulunduğum şehre geldiler ve yıllarca özlemini çektiğim birileriyle artık görüşebildim. Uzun yıllar beraber görüştük ve hizmet ettik hayatımda her şey bir anda değişmedi çok hatalar yaptım, ama her zaman tanrının sevgisi ve merhameti yanımdaydı ve  bana önderlik eden  kardeşlerim beni daima rab’de tuttular ve tutmaya devam ediyorlar. Şimdi yukarıda anlattığım ve benim için anlatması ve dışa dökmesi imkansız olan tüm gerçekleri artık rahat rahat anlatabilmekteyim…ve rab hala uğraşıyor benimle işini bitirene kadar da uğraşacak.  

ELİF

Adım Elif. Alevi bir ailede büyüdüm. Üç kardeşin en küçüğü ve ailede tek kızım. Biz ailemizde şımartılmadan büyüdük. En büyük abime çok geç gelen bir çocuk ve erkek olduğu için çok kıymet verilmişti. Ondan iki yıl ikinci abim dünyaya gelmiş ve birkaç yıl sonra da ben istenmeyen bir çocuk olarak doğmuşum. Doğumumdan birkaç ay sonra dayımın ölümüyle annemin yasını ve kederini paylaşmışım. Sonra hayatımız, kültürün etkisiyle “onlar daha çocuk” sözleriyle devam etti. Ben kız çocuğu olarak sessiz olmayı, itaat etmeyi, büyüklerimin söylediklerine uymayı, başım önde yürümeyi, sözlerimin dikkate alınmadığını, işe yaramaz olmayı, temizlik yaparsam takdir edileceğimi, yeteneklerimin özel olmadığını, çelimsiz olmayı, mızmız olmayı ve bütün bunlar dolayısıyla değersiz olmayı öğrenerek büyüdüm.


Ailem beni, bizi çok sevdi ama sevgisini gösteremedi. Bunu sonradan anladım tabi ama o zamanlar sevilmediğimi, sevilmeye layık olmadığımı düşünerek büyüdüm. Bu düşüncelerle ergenlik dönemine girdiğimde gizli bir bunalım içindeydim. Okuma hevesiyle derslerime yöneldim. Genel olarak hayattan umutsuzdum. Bu dönemde İstanbul’daki en büyük abim bana destek oldu. Benim okumamı çok istiyordu ve benimle ilgileniyordu. Sanki benimle ilgilenen tek kişi o’ydu ve bu yüzden onun istediği her şeyi yerine getirmek istiyordum. Bu motivasyonla üniversiteyi kazandım. İstanbul’da abimin yanında okuyacaktım ancak abim hıristiyan olmuştu ve üstüne üstelik hıristiyan bir kızla evlenecekti.


İstanbul’a gittim, okula başladım. Abim ve yengem sık sık beni kiliseye davet ettiler. Meraktan birkaç kez gittim. Ne yaptıklarına hiç anlam veremedim. Şarkı söylüyorlar, dua ediyorlar, seviniyorlar.. Garip bir topluluk, benden uzak olsun dedim. Üniversite öğrendiklerimle de artık iyice inandım ki, bu kişiler sosyal ihtiyaçlarını, bir yere ait olma ihtiyaçlarını karşılamak için bir araya geliyorlardı. O yüzden birbirlerini kardeş gibi seviyorlar, birbirlerine yardım ediyorlardı. İki-üç yıl boyunca bayram törenlerinde, düğünlerde kiliseye gittim(o zamanlar düğünler daha fazlaydıJ) ama öylesine gidiyordum. Hiçbir şey aramadan, amaçsızca. Kiliseye her gittiğimde kilisenin önderi Rıza Abi ve Jenny, istisnasız her gidişimde bana “Tanrı seni seviyor!” diyorlardı. Gülümseyip hiç üzerinde durmuyordum, hiç de üstüme alınmıyordum. Herkese söyledikleri bir sözdü benim için o an.


Bu iki üç yıllık süreçte en yakın arkadaşım Dolunay’la mektuplaşıyorduk ve tatillerde de görüşüyorduk. Dolunay neşeli ve benim aksime konuşkan bir kızdı. Her konuşmamız dönüp dolaşıp din konusuna gelirdi. Allah’ı arıyor ama bulamıyordu. Abimin hıristiyan olduğunu duyunca benden çok şaşırdı ve ilgilendi. Bir yıl sonra Dolunay üniversiteye Edirne’ye gitti. Önce İstanbul’a uğradı ve kiliseye gitmek istedi. Gittik! Kiliseden bir incil aldı Edirne’ye gitti. Bir ay sonra Dolunay’dan bir mektup geldi. Mektupta İsa Mesih’i hayatına kabul ettiğini, İsa’ya inandığını yazıyordu. Çok şaşırdım. Din konusunda ikimizde aynı düşüncelere sahiptik. Allah vardı ama o dinde ya da bu dinde yoktu. Dinler yanlıştı bize göre...


Ne bulmuştu, nasıl inanmıştı? “Görünmez Tanrı’nın görüntüsü, Tanrı’nın sözü olan İsa Mesih aramızda yaşadı.” Bu onu çok etkilemişti. Allah sadece bizi cezalandırıyor olmamalıydı, bizim gibi yaşamalıydı, acılarımızı bilmeliydi. İsa’nın acılarımızı yüklendiğini görmüştü.O mektuptan sonra ben de gerçeği bulmalıyım ve bulduğum gerçeği Dolunay’la paylaşmalıyım diye karar verdim. Dua etmeye başladım. “Bana hangisinin doğru olduğunu göster. İnsanlar bana söylemesin ama sen söyle!” diyerek dua ettim, dua ettim, oruç tuttum. Cevap yoktu. Umutsuzdum.


Bir Pazar abim beni kiliseye davet etti. Gittim birkaç ilahiden sonra kendi duamı ekranda gördüm. “Bana gerçeğini göster, ancak sen gerçeği gösterebilirsin… Senin sevgine susadım!” Bu ilahi dualarımın cevabı oldu. Hıçkırarak ağlamaya başladım. Abim geldi ve bana sarıldı. O an “Tanrı seni seviyor” dediklerinde ne demek istediklerini anladım. Abimin sevgisi bana Tanrı’nın sevgisini somutlaştırdı. Tanrı beni seviyordu, abim gibi somut seviyordu.  Kilisedeki o andan sonra İsa Mesih’i Rabbim ve kurtarıcım olarak kabul ettim ve o zamandan sonra düşüncemin yenilenmesi ile değişmeye başladım. Şu anki Elif ile başlangıçta özelliklerini saydığım Elif arasında dağlar kadar fark var. Rab’bi tanımasaydım hayata tutunamazdım. RAB bana doğru olana tutunmayı, hayır demeyi, başım dik yürümeyi, sevilmeyi, sevmeyi, ailemin beni çok sevdiğini, sözlerimin ve yeteneklerimin değerli olduğunu, işe yarar olduğumu, özel ve değerli olduğumu on bir yıldır gösteriyor.


“Biz daha günahkarken, çaresizken İsa Mesih bizim için öldü!

CAN

Ben Can 1991 yılılnda Diyarbakır’da doğdum ve şuan Diyarbakır’da yaşıyorum. Benim Rabi tanımam şu şekilde oldu.

Benim ve ailemin kökeni islamiyetten gelmektedir. Bundan dolayı 16 yaşına kadar müslüman olarak yaşadım. Daha çok doğu kültürüne göre büyüdüm. 9 yaşında spor yapmaya başladım çünkü evde çok sıkılıyordum annem ve babam çalışıyorlardı onlar benimle fazla ilgilenmezdi onun için spor benim için en uygun ortamdı. O süre içerisinde hayatı da tanımaya başladım ve spor artık benim bir parçam olmuştu hergün antreman vardı. Sonra müsabakalar olmaya başladı ben bu arada yükselmeye başladım. İki sene üst üste Türkiye 3.oldum ve hayatımda bir gurur oluşmaya başladı. Artık ailem yok sadece spor vardı ve spor yapmadan yaşıyamazdım diye düşünüyordum. Tabi bu arada ergenlik çağına doğru büyüyordum. Büyürken de bazı duygularım da gelişiyordu. Ben bun farkına varıyordum. Sonra gençlik arzularına takıldım şehvet ve cinseliği tanımaya başladım. Aslında bu çok erken olmuştu küçükken bile buna eğilimim vardı sonra büyüyünce ortam hazırdı. Ara sıra internet kafeye gider orada siteleri karıştırdım veya cinselik içerikli filmler alır izlerdim. Böyle yaparak kendimi tatmin ederdim ve bu bana geçici bir mutluluk verirdi. Sürekli bu şekilde yaşardım. Ailem ise çok sorunluydu sürekli alkol kullanan bir babam vardı ve haliyle evde şiddet ve sorun eksik olmazdı. Ailemden biran önce ayrılmak isterdim. Çünkü onlardan utanırdım. Sonra ki zamanlar islamiyeti tanımak istedim ve ibadetle kendimi mutlu hisedeceğimi düşünüyordum. Öyle birden islamiyeti tanıdım ibadetleri öğreniyordum namaz,oruç ve daha çok islamiyet nasıl yaşanır diye bakmak istiyordum. O süre içerisinde 2 yıl böyle uğraştım gerekli ibadetlerimi yerine getiriyordum ve gençlik arzularından kurtlulup islamiyetin beni arındırmasını bekliyordum. Olmadı ben o duyguyu tam yakalıyamadım. Öyle tekrardan spora devam ettim ve gençliğimi yaşıyayım dedim ne olacak hayat kısa yaşamak lazım derdim kendi kendime. Okula giderdim o zamanlar ama notlarım çok kötüydü bunun sebebi spordu çünkü her zaman antreman ve müsabaka vardı. Zaman kalmıyordu derslerime gerçi bende sevmezdim okulu. Çünkü her zaman okulda kavga ederdim çok sinirili bir yapıdaydım ve okul çeteleriyle fazlasıyla alakam oldu. Hep bunları yaşarken 16 yaşına gelince ne olacam diye kendi kendime sordum ve her yanım çaresizlik her yanım sıkıntıydı. Bir yolu olmalıydı diye düşünüyordum. Sonra bir güne evdeyken babam kalk biraz çıkıp gezelim dedi bende olur dedim ve evden çıktık biraz tarihi mekanları gezdik. En son Diyarbakır Kilisesine geldik babam orada ki papazla oturup sohpet etti bense onları dinliyordum ve kafam da bir sürü  düşünce vardı. Sonuçta orası benim gözümde haramdı. Oradaki herkes hristiyan ve kitapları da değişmiş diye düşünüyordum sonra babamın sohpeti bitti ve kalktık eve gidiyoruz babam yolda anlatıyordu hristiyanlar nasıldır gibisinden konuşuyorduk işte. Sonra ki haftalar babam pazar ibadetlerine katılmaya başladı ve onu çok etkilemişti. İncili okumaya başlamıştı ilk düşüncesi şuydu”ben Kiliseye gidersem onlar bana para falan verirler ve pasaportum olur” diyordu. Bende aynen babam gibi düşünüyordum ön yargım çok fazlaydı. Öyle zaman geçerken artık annem de bu işe dahil olmuş ve kiliseye gitmeye başlamıştı. Sonradan anladım ki kilisede kimseye para verilmiyor bunlar acaba niye gidiyor diyordum kendi kendime. Özellikle annem beni şaşırtı çünkü o islamiyete bağlı birisiydi. O zaman içerisinde babam içkiyi bırakmaya adım atmıştı ve ben çok şaşırıyordum çünkü onlar benim gözümde doğru olmayan bir inancı araştırıyorlar ama hayatları doğru olanı yaptığını söylüyordu. Ben bunun ne olduğunu ayırt etmek için kendi inancıma bakmak istedim ve onların yanlış yolunu göstermeye çalışıyordum. O yılın yaz döneminde tatile gidecektik ve birden ailem dediki biz kiliseyle tatile gidecez. Dedim ne oluyor ya hem kiliseye gidiyorsunuz hemde onlarla tatile gidiyorsunuz. Ben çok öfkelenmiştim sonra benide ikna ettiler. Ama çok fazla ısrar etmediler. Ben giderim orada denize falan girerim onlar la fazla ilgilenmem diye düşünüyordum. Ama düşündüğüm gibi olmadı oraya gittiğim andan itibaren onlarla çalışmaya başladım hristiyanlarla çalışmaya başladım. Aralarında göze çarpan bir sevgi vardı ve ben bunun ne olduğunu anlamak istiyordum. Kamp başlamıştı tapınmalara falan katılıyorum ve onlarla birlikte ilahi söylüyordum elimde değildi sanki bir ruh benim oraya ait olduğumu söylüyordu. Orada aniden İncil okudum bir kardeş bana kutsal kitap verdi bende orada okudum ve Tanrı’ya dua ediyordum. Bir hafta benim için çok güzel ve esenlik dolu geçmişti Diyarbakır’a gelince hristiyanlığa karşı bütün ön yargılarım yıkılmıştı. Artık kutsal kitap okumaya başladım ve araştırmaya koyuldum. Hayatımı RAB’BE adamam gerektiğini anladım. Sonra baktım ki spor benim hayatımda çok yüksek seviyedeydi onu yıkmam gerekiyordu. Hemen o an işe başladım sporu bırakkacaktım karalıydım.  Bunca sene ruhsal anlamda kör olarak yaşadım. 2007 yılında RAB’e iman ettim ve onu kurtarıcım olarak kabul ettim. Şimdi RAB’BİN hayatımda yüceltiyorum. RAB benim hayatım bol bol bereketledi ve özellikle benim ailemi bana yeniden kazandırdı ve artık barış içinde yaşıyoruz . Gençlik arzuları konusunda ise RAB’BİN önünde tövbe ederek tedavi oluyorum. O’na hayatım boyunca minetarım. Sporu bıraktım RAB’BİN sporcusu olarak hayatımın geri kalanını sürdürüyorum.

 

 

 

Her hakkı saklıdır.© 2011 Diyarbakır Kilisesi

Design by ais